Hüsne Neşe Demirci

Hüsne Neşe Demirci

MERHABA

Ben Hüsne Neşe Demirci

    1957 Yılında Sivas’ın Gürün ilçesinde doğmuşum. Babam 4 kg. ağırlığındaki çekici akşama kadar ateşin karşısında, terler dökerek, türkü söyleyerek örsün üzerine vuran uzun boylu , yakışıklı bir demirci idi. Yani Demirci Hasan’ın kızıydım.

  Anam gizli değil açık aleni kahramanlardandı. Mahallenin doktoru, ebesi, kırık çıkıkçı ortopedisti, akıl hocası ufacık bir kadın Makbuleydi. Ben bir toprağa hayrandım, bir de anama. Toprak kazsan da verir, tırmalasan da fışkırtır, susuz kalsa da tabandan çeker yetiştirir. “Ben topraktan öğrendim, kışın soğuğuna, yazın sıcağına dayanmayı. İnsanlar tırmalarken kalbimi, onlara gül uzatmayı. Köklerimi sağlam tutup, çınarlar yetiştirip hayallerime uzanmayı. BEN TOPRAKTAN, ANAMDAN ÖĞRENDİM, ANA OLMAYI “

    Anamda öyle: Anasına babasına hizmet, kardaşı emzir, ebe dedeye hizmet, tarlada ırgat, sütte maya, çayırda tırpan, sofrada yemek, bir gecede bir süveter ör giydir, yünü eğir…

    Okumayı öğrendim, elimde kitap. Gaz lambasının ışığında, soba yanarken, üstünde mavi çinko çaydanlık, Erzurum şekerli çaylar eşliğinde anam babamla birlikte gelen misafirler, Münire teyzem kocası, dinlediler benden KİBRİTÇİ KIZI, KEMALETTİN TUĞCU ESERLERİNİ, ÖMER SEYFETTİN HİKÂYELERİNİ, REŞAT NURİ’YE GEÇTİK  “ÇALI KUŞUNU “VS.VS.

Halk türkülerini sevdim; Babamın sesi çok güzeldi. Efkârlanırdı birden Çanakkale ‘de şehit olan basını anlatırdı  “Ben derdi anamın karnında üç aylıkken gitmiş, amca elinde büyüdüm, örsün karşısında çok çekiç yedim “ gözleri dolardı. Neden bilmiyorum türkü söylerken bir eliyle kulağını kapatır uzun havaya başlardı.

     Bakır sinilerimiz vardı hep yerde, üstü ekmekli. Bakır kazanlarımız vardı sobada ayrı, tandırda ayrı. Sahanlarımız vardı kapaklı, çorbalı, yumurtalı. Ne güzel gecelerimiz vardı kardan yollar kapanır, kış hikâyeleri anlatılır ceviz, dut üzümlü. Sobada ısıtılan ekmeğe çökelek dürerdi anam nasıl lezzetli. İki katlı evimizin tahta merdivenlerinde ayak sesi var, misafir geliyor toplardık yatakları. Bir odada oturur, ısınır, uyurduk çok huzurlu. Kapılarımızda babamın yaptığı zırza, kös vardı kocaman anahtarlı.

   Komşularımız vardı, hepsi emmi, dayı. Erkek kız ayrılmaz metlik değnek oynardık, ip atlardık, çizgilerimiz pekişir silinmezdi çok farklı. Kapılarımızın önünden sular akardı, kavaklar salınır bahçede, elmalar, dutlar, pekmezler çok tatlı.

  Ölüler bahçede yıkanırdı, çarşaf gerilir, kazanlar kurulur, acılar paylaşılırdı. Helva yapılırdı bilmiyorum o gün mü yoksa haftasına mı? Düğünleri okuyucu duyurur, hediyesini alır giderdi.

Ne güzel sinsin oynardı erkekler, halaylar davul zurnalı…

   Ben böyle büyüdüm, evin en küçüğüydüm. Sağ kalanların yedincisi, tekne kazıntısı, biraz erkek gibi, biraz nazlı. Nerelisin diye soranlara gururla Sivaslıyım derken eklerim Gürünlü…

                                                                          Hüsne Neşe Demirci 16.07.2020

 

 “Geride bıraktık çocukluğumuzu, yıkık duvarlar arasında. Terk ettik ninelerimizin, dedelerimizin sevdalarını, apartman daireleri uğruna. “

       

                                   BABA OCAĞI

Neden bu sessizlik, duvarlar yalnız

Kimler kondu göçtü, kapı habersiz,

Bülbül öten bağda, şimdi baykuşlar,

Nerelere gittin, niye habersiz?

 

Türkü okuyan yok, kırık balkonda,

Derinden ney üfler, ağlar kaval da.

Şen türküler uçmuş, rüzgâr ağıtta,

Nerelere gittin niye habersiz?

 

Basamaklar kırık, taşlar eskimiş

Çitiler büyümüş, dallar uzamış,

Sekide gülleri otlar bürümüş,

Nerelere gittin, niye habersiz?

               25.08,2013(AĞ ATTIK HAYATA KİTABIMDAN)