YAZAR NEBAHAT BAYRAM ÖYKÜLERİ-2

YAZAR NEBAHAT BAYRAM ÖYKÜLERİ-2
Adatepe (Pingen) Köyünün tarihçesi ve 'FIRAT’ın Gazabı' öyküsü

FIRAT’ın GAZABI
Fırat bir çocuk aldı!
Yıl:1962
Divriği’nin PİNGAN (ADATEPE) KÖYÜ.
Halk arasında (Pingen) denir.
Babam H.İbrahim Yalçın, Pamukpınar Köy Enstitüsü ve Erzurum Pulur Köy Enstitüsünde okumuş. Sivas-Divriği-Pingen Köyünde Öğretmenlik yaptığı yıllarda yaşadığımız gerçek hikaye.
Sıradan bir gün, Bir şiddetli yağmurla uyandık. Sabah kalktık, annem kahvaltıda dedi ki: Bugün Hacıkız ile kocası, sabah 09.00 treniyle Divriği’ye gittiler.Hacıkızı kocası doktora götürdü. Ben sevindim. Akşama trenden karşılayacağım birileri vardı. O heyecanla, saat 15.30 daki Posta trenini  bekleme hayaliyle, oyuna dalmışım. 
Babam Köy Enstitüsü mezunu, o köyün tek öğretmeniydi. Beş sınıfı iki derslikte okuturdu. Birinde 4.sınıflar ve 5.sınıflar,diğerinde 1.2.3. sınıfları okurdu. Ben İlkokul 1.sınıftaydım.  
Hacıkızın iki oğlu vardı. Yağmur dinince oğlanlar, okulun yan tarafına gelip oynadılar. Sonra daha görmedim.Bir de gökkuşağı oluştu. Hep onun altından geçmek isterdim. Çünkü demişlerdiki bana, gökkuşağının altından geçen  kız ise oğlan oluyor. Oğlan ise kız oluyor. Birde her istediği gerçekleşiyor.
Babam, Okulun önünden gelip geçen, yaşlı birkaç kişiyle, Fırat’a bakarak  konuşuyor. Duyuyorum. Diyorlar ki: Yukarı köylere çok yağmur yağdı ki, Fırat kıpkırmızı  toprak sanki. Keban barajı yapıldı yapılalı, Fırat her yıl bir kaç can alıyor.. Fırat dağlardaki karın erimesiyle, coşmuşki, histiklenerek (histiklenmek: şımarmak) akıyor. Hele geceleri, öyle bir uğultulu akustik sesler çıkarıyorki, coşkusunu çok belli ediyor. Allah sonumuzu hayır getire.  Tabiat, kendinden alanı geri alır ve cezalandırır diyorlardı. 
Fakat Fıraaaaat Fırat….. Gene Garonun  bahçesine doğru sel gelir diyorlardı. Havada ilkbaharın nefis serinliği var. Ben geceleri Fırat’ın sesine uyanırım. Yorganı kafamdan geçiririm. Korkarım.
Taşımacılığı Fırat nehri yapıyor.(Aslında adı: Karasu, ama biz kısaca Fırat diyoruz.) Fırata bakıyorum. Sürekli kellek  geçiyor. (Kellek: Şişme botlardan yapılıp birbirine bağlanan, suda taşıma aracı.) Üzerinde 2’ si kadın, 3 ‘ü erkek binmiş. Dalgalarda sürüklüyor. Bir batıp, bir çıkıyorlar. Kesilen selvi ağaçları süzüle süzüle gidiyor. O yörede bir bebek doğunca, hemen selvi ağacı dikilir. 18-19 yaşlarında evlenen, kızları ve oğulları için, düğün parası yaparlardı. Kavak ağacı geçince, düğün olacağını  anlarız. Bazanda onun mevsimi vardı ,o zamanlar kesilirdi. Orta çeşme, Fıratın içinde kalmış. Omuzluk ile suya giden gelinler,boş dönüyor.
Bu köy: Sivas’ın Pingan (Adatepe) Köyü. Eski adı: Rabat’tır. Köy ikiye bölünmüş. Ortada Fırat nehri geçiyor. Okulun olduğu tarafa, bu geçe diyoruz. Fırattan öbür tarafa da Öte geçe diyoruz. Birde Orta köy var. Tam Fıratın dibinde. Sol tarafı köprü, tam karşısı,Tren  ıstasyonu. Bu köy, 1960 yıllarında, örnek köy ilan edilmiş, ödül almıştır. İçerisinde Ermeniler, Bulgaristan muhacirleri, Türkmen aleviler ,Kürt aleviler, sünniler , Kurmaşlı aşireti,Tahsirli aşireti, Koçgirli aşireti, karışık yaşamışlar yıllarca. Hiçbir adli vaka olmadığı için,bu köy ödül almıştır.Eski bir Ermeni kasabası olduğunu herkes bilir. Pingan Köyünde, Kuyumcular,Demirciler ve diğer zanaat kollarının çokca bulunduğu,çarşıları ile bin hanenin üzerinde Merkezi Kasaba olduğu söylenmektedir.
Kara trenin, ekspresi köylerde durmaz. Posta durur. Postanın saati yaklaşıyor. Annem elimize yemlik dürmeci verdi, gidin posta trenini karşılayın dedi. Biz Okulun çevresinde oyalanırken, bir figan koptu.
-Fırat bir çocuk aldı! 
-Fırat bir çocuk aldı! 
Bir anda, her yer,ana-baba günü oldu. Analar herkes kendi çocuğunun adını bağırıyor. Fırat’ın etrafı insan doldu. İlkbahar Fırat, çok hersli, kıpkırmızı ,etrafındaki ağaçları, toprakları, hayvanları önüne katmış akıyor.
Annem koşuyor, ben koşuyorum. Hüseyiiiiiin…. Hüseyiiiiiin…. Her ana kendi çocuğunun adını bağırıyor. Ağlaşmalar, bağırışmalar, Sesler, arşa yükseliyor.Fıratın karşı geçesi çocuk dolu. Birde dutluk tarafı,Garo’nun bahçesi. Burada, dağlardan gelen bir ırmak Fırat’a kavuşan ırmağın öte geçesi, kadın,erkek ,çocuk dolu. Ben ağabeyimi görüyorum. Anne bak ağabeyim orada diyorum. Annem ne görüyor, ne duyuyor. Ağlayıp, bağırıyor. Tabii diğerleri de öyle.
Birkaç delikanlı atları mahmuzlayıp, küçük ırmaktan, dutluğa, karşı geçeye geçip, oradakilerini, atın terkisine  alıp bu geçeye geçiriyorlar. 
Koyun-kuzu meleşmesi gibi, herkes anasını buldu. Bağırışmalar, yerini sessiz ağlamaya bıraktı.
Bir haber daha, Hacıkızın Mustafasını Fırat almış. Herkes dondu kaldı. Öyle buz gibi bir hava oluştu ki,elimdeki,yemlik dürmeci yere düştü.
Düüüüüüüüütttt….Puf puf ….puf…..puflayarak, kara tren göründü. Öyle acıklı düdük çalıyor ki, sanki olaydan haberi var gibi.
Herkes birbirine doldu. İnsanlar yavaş yavaş, Hacıkızın evinin etrafına doğru çekilmeye başladı. Yaşlı adamlar yere çömeldi cıgara tabakasını çıkarıp sarmaya ve ardından, deriiin derin çekip içmeye başladılar. 
Kadınlarda bir hareketlenme, -Gız gıııız bibim gilden sakavolu getirinde, kapıyı, bacacı süpürelim. (Sakavol: Davulga denilen  50-60 cm. boyundaki bir ağaçtan yapılan ahır süpürgesi).
Harman büyük, birkaç kadın birden süpürüyor. Biri bağırıyor. Cerutu getirin.(cerut: faraş, saksı). 
Hızlıca temizliyorlar. Kapıya kıl çul seriyorlar. Bir çocuk, anasının eteğinden tutmuş.sürekli ağlıyor. Anası kızıyor.
-Hay sana bir ğotik he itin enüğü diyor.  (ğotik = zıkkımın kökü) 
Hacıgızın ve kocasının dizlerinin bağı çözüle, çözüle yokuşa yukarı, meraklı bakışlarla çıkıyorlar. Bütün köy halkı, onların evinin etrafına toplanmışlar. Evin harmanına varınca anlıyorlar. 
Hacıkız bağırıyor: İbrahiiiiiim….. Mustafaaaaaa…..
İbrahim küçüğü, anasının yanına geliyor. Mustafaaaaaaaaaaaaaam… Mustafaaaaaaaaaaaaam………….. diye figan ederken, bayılıyor.
Hemen babamı çağırıyorlar. Öğretmenler, bir köyün,hem doktoru,hem sıhhiyesi,hem avukatı,hem hakimi, akıl danışılır ve yardım istenirdi.
Babam ,ayaklarının altına yastık koyduruyor. Birazda yüzüne su serpiyor.kolonya v.s ayılması uzun sürüyor.
Feryat, figan sanki gök-yerle buluşuyor.Herkes ,kadın erkek, çoluk, çocuk hep ağlıyoruz.
Sonradan öğrendiğimize göre, Mustafa lastik topunu almış, ana, babasını karşılamaya,ıstasyona gidiyormuş.Giderken Plastik topu elinden yuvarlanıyor, o da peşinden yokuş aşağı, Fırat’ın kenarına kadar geliyor. Top çok yakında, oradan yılgının köküne basıp almak istiyor. Suya düşüyor. Fırat kenarında bir gelin bahçesinde bu olanları görüyor. Gelinin bağırmasıyla, ıstasyonda oturan adamlar koşuyor.Gelin o adamlar kurtarır diye güveniyor.Yoksa genç kavak ağacını eğsem, tutunur kurtulurdu diyor. 
İp atalım, sopa uzatalım, körpe kavak ağacını eğelim derken, Mustafayı,Fırat kendine çekiyor.uzaklaşıyor. Çağlayana kadar birkaç kez suya batıp çıkıyor. İyi bir yüzücü genç olan Kel Hamza, soyunuyor. Birazda nefes darlığı olan kel Hamza’ya büyükler izin vermiyor. Fırat çok hersli ve kızgın akıyor. Mustafayı, çağlayandan sonra daha kimse görmüyor. Günlerce, köylere delikanlılar gidip Fırat boylarında, ceset arıyorlar. Uzak köylere haber salınıyor. Köye gelen çerçilere soruluyor. 
En acısı da hiç cesedi bulunamıyor. (Çerçi: Köyleri eşeğiyle dolanan ve ufak, tefek ,iğne,iplik,boncuk,tığ,şiş v.s eşyalar satan kişi)
Bir gün anası geldi okuldan fotoğrafını istedi. O fotoğrafı hep koynunda sakladı.
Hep şu türküyü söylerdi.
Fırat'ın suları akar serindir ölem serindir n'edem serindir
Nice oğulları yutar derindir n'edem derindir n'edem derindir
Fırat'a gömülen benim oğlumdur n'edem oğlumdur ölem oğlumdur.
N'ettim size verin benim oğlumu n'edem oğlumu N'ettim size beni oğluma götürün n'edem götürün.

Not:Yakılan ağıtı, net hatırlayamadım. Bu dörtlük,
 Hacıkızın söylediği,alıntı dörtlüktür.


 Böyle büyük olaylardan sonra, ağıt yakılır.O ağıttı sesi yanık olan orta yaşlarda birisi, trene biner,dış kapı ağzında durur.Yere oturur,yanık sesiyle destanı hem okur,hem ağlar. Yanından geçenlerde birer destan alırlar.25 kuruşa.Köylerine götürürler.Uzun süre o köylerde, destan anlatıla anlatıla, ağıtı söylene söylene hafızalara işlenir. 
Evet sonunda, Fırat , Keban barajına karşılık, bizden öcünü almıştı. Zaten her yıl duyarız, çevre köylerden ya bir ya da iki kişiyi, hayattan koparır götürürdü.
Tabiata daha duyarlı ve saygılı davranalım. Özünü bozmayalım. Tabiat anayla savaşılmaz. Eğer savaşırsak, insanlık kaybeder. Allah’ın yaratımında,hiç kusur yoktur. Kazanmak istiyorsak,  Tabiatın doğal halini korumalıyız.

Doğa, kendinden alanı, geri alır.
Not: 48 sene sonra,bu köye gittim. Bende babam gibi Emekli Öğretmenim.
Pingan Köylülerinden, İlkokul arkadaşlarımla, Önce sosyal medya üzerinden buluştuk. O anda annem, babam hayatta değildi. Hacıkız hayattaydı. Gördüm. 58 yıllık arkadaşlarımla buluştum.
Demek ki: Sosyal medyanın, iyi yönlerini kullanmak, bir harikaydı. Dünya avucumuzun içinde. Onu iyi kullanalım.
Not: Hatırlayamadığım bazı yöresel sözleri,İlkokul arkadaşım,Nevzat DalkılıÇ

NEBAHAT BAYRAM